26/6/2007

Etkisiz bir ucan tekmeyle beli kirilan türbanli. . .

Sadece gözleri görünecek şekilde giyinmeleri, yani vücutlarını komple kapatmalarından doğan ve bunun sonucunda vitamin eksikliğinin baş göstermesiyle atılan uçan tekmeye karşı mukavemet gösterememelerinden dolayı gerçekleşen hadisenin bayan baş kahramanıdır.

Kadın sağlığı konusunda yapılan araştırmalar göstermiştir ki, tesettürlü kadınların güneş ışığından daha az yararlanmalarından kaynaklanan kemik erimesi oranının öteki bayanlara oranı oldukça yüksektir.

Öyle islam ninjası gibi gezersen ortalık yerde tabi ki d vitamini ve kalsiyum eksikliğinden kaynaklanan kemik erimesine maruz kalman kaçınılmazdır. sonra genç yaşta kısacık ve kambur kalırsın, yolda da yanlışlıkla bir uçan tekmeye yada aparkata maruz kalınca belin, kaburgan rahatlıkla dağılabilir maazallah...

Kardeşim senel olmuş 2007, Japonya'da ölüm yaşı 80'e dayanmış ve ilerde kim bilir 200 yaşına kadar yaşamanın sırrını da bulur koduğumun cüceleri, sen şu cücelere bakıp bu çağ dışı giyiminden hiç mi utanmıyorsun? (ne alakası var mına koyim diyenleri duyar gibiyim ama düşünmekten de aciz olmayın be efendiler. Neden hiç kendini düşünmüyorsun? bak, elin japonu cildine, vücuduna, kukusuna ne güzelde bakıyor, sen ise 30 yaşına gelince götüme benziyorsun. şöyle biraz açıl saçıl, hayatı boyunca güneş görmemiş vücudun bayram etsin be, günah değil mi allah'ın sana bahşettiği bünyeye yaptığın bu eziyet(!). Ulan bu da ayrı bir tartışma konusu haa, neymiş efendim faça çekmek günahmış, neymiş efendim estetik ameliyat günahmış...allah'ın verdiği vücudu aldığımız gibi teslim etmeliymişiz, ulan bu nasıl bir mantıktır yaa. allah, verdiği bedenin ne kadar deformasyona maruz kaldığının mı hesabını soracak yoksa verdiği ruhu ne kadar berrak teslim ettiğimizin mı hesabını soracak?

neyse efendiler konuyu dağıtmayalım. yapılan araştırmalara göre istanbul'da her iki bayandan birinde kemik erimesi varmış. özellikle fatih tarafında yapılan bir araştırma olmasından dolayı (kapalılık oranının yüksek olması en büyük etken) böyle bir sonucun ortaya çıktığı bilinmektedir.

şimdi birkaç akıllı çıkar der ki "vay efendim onlar da evinde alıyorlardır güneşini, sen ne karışıyorsun" heee güneşte öyle bir şey ki el feneri gibidir, tutarsın sırtına, göğsüne, götüne başına. araya cam girdiğinde bile güneşten faydalanılamayacağını bilmeyen, aslında bir bok bilmeyen ama bilmediğiyle orantılı bir şekilde fazla konuşan ibişlere açıklama yapma gereği bile duymuyorum...

hee unutmadan bazıları da çıkıp "onlar da güneşten alamadığı d vitaminini besinlerden alırlar" derse. maalesef bunun içinde bir açıklamam var. "bu vitamini besinlerden de elde edebiliyoruz fakat oldukça yetersiz kalırlar, en önemli kaynağımız güneştir ve tekrar söylüyorum bu güneşi de doğrudan almak lazımdır."

Haydi kızlar doldurun plajları, beli kırılan talihsiz bayana da geçmiş olsun dileklerimizi gönderiyoruz

17/6/2007

Ülkücülerin takim elbise giyme sorunsali.

İyi niyetli bir çabadır. Biraz daha insana benzeme çabası diyelim mesela. Ülkücü arkadaşlarım kusuruma bakmasın ama, ben daha birisiyle de oturup bir kitap tartışamam, bir müzik dinleyemem, hayata dair ortak bir kaygımızdan bahsedemem.

Aralarında degerli, vatanını seven düzgün insan yok mu? Vardır muhakkak.Ben tanımıyorum ama... cumaya gidip cami çıkısında akşam pavyona gidelim muhabbeti yapan, milletin anasına bacısına laf atan bir solcu var mı? Onu da ben bilmiyorum.

Bakın, ülkücülük türkiyenin cahil yüzüdür. Kısa yoldan köşe dönmenin, çek senet mafyasının gizli yüzüdür. Ülkü ocaklarına takılan gençlerin tamamı bir baltaya sap olamamıs, iki sure bilen, allaha inanan, ama s.kiş, s.kuştan da geri kalmak istemeyen tiplerdir. Örgütlenmeleri budur. Mensuplarını işsiz güçsüz takımından secen insanlardır. bu insanlar tabii ki kısa yoldan adam olmak isteyecek ve bunun en kestirme yolunun da, kendisi dısındaki insanların kendilerine saygı duymaları olarak algılayacak mahluklarıdır.

Ülkücülüğün ideolojisinden bile haberleri yoktur. Türk der başka bişi demez. Osmanlı hayranıdır, Osmanlı'nın yetmişiki milletten müteşekkil oldugunu bilmez. Kullanılırlar reisleri tarafından. Tek konustugunuzda dünyanın en ezik bünyeleridir. Karşı argüman sunamazlar sana.Alevileri ensest, Kürtleri domuz gibi kokan olarak bilirler, öyle öğretilmiştir onlara. Takım elbise giymeleri ise, zavallılıklarının en uc noktasıdır. Çünkü herkesin ona saygı duymasını ister, en kestirme yolu da belki metro dan aldıgı ucuz takım elbisedir. Acık yesil, ya da acık mavi, altına boyasız ayakkabı, kış ayazında takılır elinde sigara tesbih. Komunist avlar. Allahsızdır ya onlar.

Ulan allahsız dedigin adamlar ülkeden altıncı filoyu kovalarken, sen onların üstüne saldırıyordun ama... allahsız dedigin adamlar ülke amerikaya peşkeş cekilmesin derken kantinde onların üzerine saldırıyorsun ama. Ne o? Oruc tutmazmıs. vatanını satan adam oruc tutsa ne olur, günde ellibeş rekat namaz kılsa ne olur? Armani'den giyinse ne olur?

Bu yazdıklarımı da anlamadın tabii, zaten sana yazmadım, s.ktir et. Git bir porno al, rahatla sen. Enerjini solcu katlederek boşaltacagına vücudundan biraz sıvı boşalt.

        Stevemcqueen kardeşime şükran duygularımla

23/3/2007

Boyiim mi abi ! ! !

        Aslında normalde karşıma çıkmaması gerekiyordu. Her zamanki güzergahımı nedendir bilinmez değiştirmiştim. Belki de hayatın gizemli sarmaşıkları içinde dönen küçük bir oyun uğruna, ayaklarım istemsizce sürüklenmişti bu boyacı piçin yanına. Hüzün kokan davetkar kirpiklerinde umudu gördüm bi an, çok kısa bi an ama, "boyiim mi abi" der demez uysal bir ikindi üstü sessizliği kondu o türkan şoray kirpiklerine...

       "Ulan bu ayakkabı 250 milyon. 250 gün *ö*ü*ü satsan anca ödersin. Emin misin boyabileceğinden? bak bi şey olursa ümmüğünü sıkarım" dedim. avurduna yavru bir albatros tünemiş gibi heyecanlandı. "Elimden geleni yaparım abi" dedi sonra kararsız bir sesle. Vazgeçmeye dünden razıydı ama gururuna yediremedi. "Ulan hem fakir, sefil, acınacak haldesiniz hem de gururu elden bırakmıyorsunuz" diyerek kulağını çektim. "Gurur, güç ister piç, görmeyim bir daha" şeklinde kısa bir uyarıdan sonra uzattım ayakkabılarımı.

        O ayakkabımı boyarken ben hayatı düşündüm. küçücük omuzlarına daha bu yaşta konan kocaman ağırlıklarla çırpınan, gürgen kokan yanaklarıyla bana çocukluk masallarımı hatırlatan bu boyacı piçin düşlerinde kayboldum. Yutkundum. Boğazımda akrepler can çekişiyordu sanki.

        İşlemin bitmesine yakın sohbet koyulaşmıştı. "Nelerden hoşlanırsın sen bakıyım" dedim hafif doğrularak."Sorma abi. benim tek zevkim güvercinlerdir. Eğitirim onları, takla atarlar havada, ah süzülüşlerini bi görsen. ama...ama... teki öldü dün gece..." Devamını getirmedi. Ağlamaklıydı. "Çok mu seviyorsun kuşları" dedim."Evet abicim" cümlesi hıçkırıklar eşliğinde geldi. "Benim de var bi kuşum. Bahsettiğin gibi takla atar, süzülür, şaha kalkar. Onun da bi eğitmene ihtiyacı var. "Diyerek malum organımı  gösterdim. Bir yandan da kahkaha atıyordum tabi. "Yeter lan bu kadar muhabbet senle. kaç para istiyorsun" Sözleriyle zengin kalkışı yaptım. "1 ytl versen yeter abi" dedi müstehzi bakışlarla. "siktir lan piç. 50 kuruş yeter sana".

        Arkama bile bakmadım. Deniz, havuz kenarlarında gözü kapalı duyulan belli belirsiz insan sesleri gibi "boyiim mi abi" çalınıyordu kulağıma. Yeni birilerine söylüyordu şimdi. duygulandım.

 

      Arkadaşlar yazı kesinlikle alıntıdır.Bu kadar igrenç olamayacagımı tahmin edersiniz sanırım.Yine de yazanın kalemine saglık, okurken çok keyif aldım.Umarım sizde de aynı etkiyi yapar…

 

       Dip not : Bu yazıyı dirsegimde ki küçük deformasyon sebebiyle ,sol kolumun tamamen alçılı oluşundan tek elle kaleme aldım…Bu özverimden ötürü övgülerinizi bekliyorum

13/3/2007

Düşene Gülünmez ;)

                  

    İki resim arasındaki 7 fark 

 

 

 

                    

 

      Bu resimde ,  herşeyi,örneğin tren kazalarını bile,takdir-i ilahi olarak nitelendiren akp milletvekillerinin liderlerinin başına gelen olayı üzüntüyle görmekteyiz.Ne diyelim ; takdir-i ilahi...

1/3/2007

Nazım , Aşk ve Para

                       MAVİ GÖZLÜ  DEV , MİNNACIK KADIN VE HANIM ELLERİ

 

 

 

                                             O mavi gözlü bir devdi.
                                             Minnacık bir kadın sevdi.
                                             Kadının hayali minnacık bir evdi,
                                                                   bahçesinde ebruliii
                                                                             hanımeli
                                                                                         açan bir ev.

                                             Bir dev gibi seviyordu dev.
                                             Ve elleri öyle büyük işler için
                                                                    hazırlanmıştı ki devin,
                                             yapamazdı yapısını,
                                                                      çalamazdı kapısını
                                             bahçesinde ebruliiii
                                                                 hanımeli
                                                                             açan evin. 

                                             O mavi gözlü bir devdi.
                                             Minnacık bir kadın sevdi.
                                             Mini minnacıktı kadın.
                                             Rahata acıktı kadın 
                                                        yoruldu devin büyük yolunda.
                                             Ve elveda ! deyip mavi gözlü deve,
                                             girdi zengin bir cücenin kolunda
                                                     bahçesinde ebruliiii
                                                                 hanımeli
                                                                            açan eve.

                                             Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
                                             dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
                                             bahçesinde ebruliiiii
                                                                       hanımeli
                                                                                  açan ev…

                                                                                   Nazim Hikmet Ran
  

 

 

 

 

         Büyük komünist şair Nazım Hikmet’tin bu  şiiri gerçektende halet-i ruhiyemi tam anlamıyla yansıttı.Evet bu şiir görülecegi üzere İbrahim erkal’ın Canısı, Kenan imirzalioglu’nun Acı Hayat dizileri sonra Ümit Besenin Nikah Masası filmi ile  aynı formatta, hemen hemen aynı konuları anlatan bu ürünler, fakir ama gurulu bir gencin bir kızı sevmesi ona çok büyük bir aşk besleyip daha sonra sevdigi kızın yavşaklıkta sınır tanımayan zengin bir piçi tercih etmesiyle sonuçlanan hadiseler toplamıdır…

 

          Yukarıda bahsettigim film ve diziler gerçektende gerek format gerek oyunculuklar gerekse konu itibariyle olabildigince igrenç ve baya olabilirler ancak konu itibariyle hatun kısmının para olgusuna ne kadar meyilli olduklarını gözler önüne sererler…Araştırmaya göre, karşı cinste yüklü bir banka hesabı, kadınları, fiziksel görünüşten , karakterden ,ahlaktan vs…daha çok ilgilendiriyor.Belki şaka gibi geliyor ama inanın şaka yapmıyorum. İngiliz National Savings and Investment adlı finans kuruluşunun yaptığı araştırma sonuçları şöyle: Kadınların yüzde 45'i erkeklerin yüzde 22'si karşı cinste parayı dış görünüşten daha önemli buluyor.

                       

              Bu dip nottan sonra konumuza  dönmekte yarar var. Evet kızın fakir ama gururlu genci ,yavşak zengin piçine tercih etmesi gerçektende trajik bir durum ama bence asıl trajik olan bu degil. Trajedinin alası  fakir ama gururlu gencin bu kalitedeki bir şırpıntıyı sevmesi, sevebilmesidir. Bunları söylemekte boş aslında sonuçta söz konusu olan aşksa bu tarz şeylerin olması olası bir durumdur. Aşk nedir sorusuna verilebilecek en güzel cevap : Ask garip bir duygudur. Herseyi unutursunuz, ne zaman yuttugunuzu bilemediginiz kediler midenizi tırmalar, sokakları insanları seyredersiniz ve o baska yasamların icindeyken siz kendinizi yasamın neresine koyacagınızı bilemezsiniz, beklersiniz, özlersiniz, yüzünüz kızarır acayip biri olursunuz .Velhasıl kelam aşk aptallaşmaktır. Arkadaşlarınızın her "siktir et" deyişinde siktir etmeniz gerektiğini bilmenize inat, sesini ne kadar özlediğinizi düşünmektir belkide...Karşındaki ne kadar kötü , acımasız , karektesiz olursa olsun onu saf ve tertemiz olduguna kendini inandırmak ,onun kötü yanlarını görmemek  , görenlerin bunları dillendirmesine asla izin vermektir.

 

             Mavi gözlü dev ile miniminnacık kadının hikayesinin sonunda , mavi gözlü dev servete kavuşup ,miniminnacık kadını para ile tokatladı mı bilmiyorum ancak izleyenler tarafından bilinecegi üzere canısı , acı hayat dizileri ile ümit besenin nikah masası filminde  , fakir ama gururlu gençler parayı bulur ve paranın kölesi kızı (Emine Ün, Selin Demiratar,Banu Alkan )   ayaklarına kapanmaya mecbur kılarlar.Para artık bu gençlerdedir ve paralel olarak kızlarda…

 

              Umarız gerçek hayattada bu hayal ürünü yapıtlarda oldugu gibi hep iyiler kazanır ve eminim işte o zaman bu gençlerin gülüşleri hiç toplayamadıkları kadar  büyük sempati kazanacaktır.


               Gülüşümden hoşlanmayan tüm herkese inat

 

 

26/2/2007

ALEVİLER - NUSAYİRLER VE GERÇEKLER

            Bu topluluk arap kökenli aleviler şeklinde algılanmaktadır. İslamiyetin içinde ehlibeytte tabi bir alevi fırkasıdır. 'Gizlilik' esasına bağlı bir inanç yapısı vardır.Nusayriler Türkiye’de Mersin, Tarsus, Adana, İskenderun, Antakya, Samandağ hattında yaşamaktadırlar ve nüfusları bir milyonun üzerindedir.              
            Nusayri topluluğuna tahminen Fransa’nın işgali altında Suriye’de (1920-1946), Nusayra Dağları bölgesinde “Özerk Aleviler Ülkesi” adıyla bir yönetim kurulduğunda verilmiştir. Bundan önce çeşitli baskı ve zulümler dolayısıyla nusayriler dağlara kaçmak zorunda kaldıklarından uzunca bir müddet açlık ve sefalet içinde yaşamışlardır. bu dönem içinde de kimlikleri unutulmuş ve dağdan indiklerinde bulundukları bölgede nusayri sözcüğü sadece bir hakaret sözcüğü olarak kullanılmıştır.  
           Nusayrilikle ilgili çalışmaların sayısı azdır bugüne kadar saha çalışmaları yapılmadan, çağlar, yüzyıllar öncesi din-mezhep çatışmalarının taraflı belgeleri kaynak alınarak, bunlardaki suçlamalar günümüze aktarılmış ve sanki benimsenerek tekrarlanmıştır. Gerçeğe aykırı düşen iddia, itham ve hatta iftiralar nusayri topluluğunu yaralamış, gereksiz toplumsal gerilime neden olmuştur.
            Nusayrilerin etnik yapısı hakkında birçok fikir ileri sürülmektedir.İleri sürülen bu fikirlerden en önemli olanı ve sıkça tekrarlananı Türkiye’de Türk’ten farklı hiçbir etnik grup olmadığı paradigmasının devamı niteliğindedir. Bu fikri savunanlara göre Nusayri nüfusunun tamamını tarih içinde Araplaşmış Türkler oluşturmaktadır. Bu yazarların başında Kasım Ener , Hasan Reşit Tankut ve Ali Tayyar Önder gelmektedir.Ancak bu yazarların bu tezlerini ispatlamak için öne sürdükleri kanıtlar ne sosyal ne de tarihsel gerçekliğe uymaktadır.

           Nusayriler geçmişte sürekli olarak çeşitli baskılarla ve iftiralarla karşılaşmışlardır. Hatay’ın Türkiye cumhuriyeti’ne katılması ve Türkiye’nin Atatürk tarafından kurumsal laikleştirilmesiyle birlikte, Nusayriler ilk defa kendi toplumsal konumlarını düzeltme fırsatını elde etmişlerdir.Bu nedenle büyük oranda Atatürk’ü desteklemişlerdir. Nusayrilerin var olan söylemlerin aksine yoğun bir dini yaşantıları vardır.İslamın beş şartının batini yorumu ve uygulaması söz konusudur. Namaz beş vakittir ve gizli olarak kılınır.Biçime, yere ve zamana önem verilmez.Her yerde ve her zaman namaz kılınabilir.Önemli olan Allah’ın adını zikretmek ve onunla baş başa kalarak, onun için dua okumaktır. Ayrıca özel zamanlarda toplu namaz kılınır. bu özel zamanlar; bayramlar, adaklar ve cenaze törenleridir.Namazın dışında, ramazan ayında tutulan oruç da ibadetler arasındadır. Oruç da; yemek, içmek ve cinsel ilişkiden uzak durmak zorunluluktur.Toplumsal yaşamda kadınlar ve erkekler aynı ortamları paylaşırlar.Birlikte çalışır ve ailenin geçimini ortak karşılarlar.Kadınlar, Türkiye geleneksel kültüründeki “kaçınma” davranışını sergilemezler.

             Bu kadar akedemik bilgiden sonra birazda akedemik olmayan dini kökenli bir takım bilgilendirmelerde bulunacagım.

           Bu yazımın, bilgisizce ve mesnetsiz bir şekilde bizlere iftirada bulunan kişilerin daha aklı selim bir şekilde düşünmeye yönlendireceği umudu ve amacını taşımaktayım.

           İnsanlık sıfatını taşıyan, vicdan ve haysiyet sahibi olan her insana soruyorum:
          -Kusursuz kamil bir insan, elalemin kusurlarını ve eksikliklerini araştırıp izah etmeyi sever mi?
          -Gerçek bir Müslüman, insanlar hakkında konuşup dil uzatır mı?

           Allah insanlara ve özel olarak iman edenlere yalan söylememelerini, iftira etmemelerini ve gıybet yapmamalarını tavsiyede bulunmuştur. Yalan söyleyenleri lanetlemiş, iftira edenlerin iflah olmayacaklarına ve gıybet edenlerin kardeşlerinin ölü etini yediklerini bildirmiştir.

           Her insanın kusurları veya hataları olabilir.İnsanlıgın babası olan Hazreti Ademin bile bir hata neticesi ile bu dünyaya geldiği bilinmektedir. Herhangi bir insan kusursuz veya hatasız olsa bile, diğerinin kusurlarını konuşup izah etmesi dini, medeni ve insani ahlaka ve terbiyeye aykırıdır.

           Kesin olarak her milletin iyi ve kötü insanları vardır. Hiç düşündünüz mü? Ve aklınıza gelebilirimiydi ki ; Şirk ve küfür timsali olan firavunun köşkünde müvmine bir kadın vardı , oda firavunun zevcesi Asiye Binti Müzahimdir .Hazreti İbrahim’in Babası Ezar bir put peresti.Hazreti Nuhun oğlu ,kafirlerden olup suda boğulanlardandi.
Hiç düşündünüz mü? Hazreti Ademin oğullarından biri Rahmani, diğeri ise şeytaniydi.Onun içindir ki hiçbir milletin ,bir kavmin ,bir cemiyetin hakkında herhangi bir insanın karar vermesine hakkı yoktur.

          Örneklerden de görülecegi üzere eger ki kişiler baz alınarak herhangi bir toplum kötülenecek ,aşşagılanacak , hor görülecek olursa bunu yapmak oldukça basit ve igrençtir.Bu yazımda  Alevilerle ilgili yapılan igrenç iftiralardan hiç birine yer vermeyecektim ancak şu mum söndü muhabbetine deyinmeden edemeyecegim. Sanki alevilerin Örfü adeti ve Namus anlayisi yok ve Anadolu’ya  uzaydan gökden zembille indiler.Mum söndü safsatasi tamamen sünni gecinen ama asinla kökden dinci yobaz hayvanlarin uydurmacasidir ve bunun hala ihtimalini aklına getiren zavallılar içinde söylenebilecek hiçbirşey yoktur…

           Yazımı sonuna kadar sabırla okudugunuz için çok teşekkür ederim.Olumlu yada olumsuz ama tabiî ki yapıcı yorumlarınız benim için altın degerindedir.

25/2/2007

Evlenilecek kız modeli

1.65 boylarında,
İri siyah gözlü (Mümkünse mevsimsel olarak güneşe göre rengi değişebilsin)
Minik çene, bıdık burun,
Öpülesi, kendinden pembe dudaklar minik bir ağız.
İnce bir boyun,
Saçlar uzun beline doğru şöyle, yarım washinton portakalı büyüklüğünde (avuçtan taşmayacak...) gögüsler. (80 - 85 ayarında yani)
Gergin bir göbek (Şöyle dokunduğunda irkilmesini izleyebilecen...)
Bel bölgesindeki kemikleri belli olmasın hafif basenler şöyle (Hatun dediğin ele gelecek...)
Hafiften iri kalçalar (Basenlerle uyum içinde olacak, kalp şekli yakalanabilirse enfes olur)
Düzgün bacaklar (kemikleri belli olmayacak)
İnce ayak bilekleri
37 yada 38 numara ayaklar
Bakımlı parmaklar, pembe topuklar

Fiziksel olarak böyle bişey benim düşündüğüm.Eger eklemek isteyen arkadaşlar varsa yorumlarını sabırsızlıkla bekliyorum.

       Gelelim huyuna suyuna :
Bir kere eğitimli olmalı, mesela kütüphanecilik, işletme, iktisat, dietisyenlik okumalı.
Benden az kazanmalı (uçurum olmadan, misal ben 1milyar kazanıyorsam onunki de 700milyon olsun)
Aşret bir kız olsun, oturmayı kalkmayı, büyüklerine hürmet etmeyi bilsin.
Herşeye peki demesin, ama orta noktada buluşmayıda bilsin.
Deli gibi aşık olsun bana etrafdaki daha iyi alternatiflerle bana boynuz takmayacak kadar sevsin beni
 Anne vasıflarına sahip olsun şevkat göstermeyi bilsin (kendi isteyince anne olucak, ısrar etmeyecez...)

 Acımızdan ölmeyecek kadar yemek pişirmeyi bilsin yeter (misal yumurta, pilav, makarna)
 Hanım hanımcık giyinsin. (öyle g-string, göbeği açık gömlek tişört olayı bize ters)
 Dinlemeyi bilsin aynı zamanda kendini dinlettirsin benimle ağlasın benimle gülsün.
 Damak zevkimiz birbirine yakın olsun. Yemeğe çıktığımızda birimiz aç kalmasın.
 Yapmacık/yalancı olmasın, sevdiğine sevdim, sevmediğine sevmedim diyebilsin.
 Arkadaşlarımı sevsin, arkadaşlarımın kız arkadaş/eşlerini sevsin, sevmesede katlanabilsin.
 Ailesi çok zengin olmasın ama bize muhtaç durumda da olmasınlar.
 Ailesi çocuk sever olsun torunları üstlerine atıp tatile gidebilelim.
 Beni çevremdeki hatunlardan kıskansın, zaman zaman bu yüzden bana trip yapsın ama asla abartmasın.
 Eski erkek arkadaşlarının büyük bir kısmı ölmüş olsun. Ölmemişler evli ve çocuklu olsun   görüşmeyelim.
 Kitap okusun, banada döve döve okutsun. Entellektüel birikimi olsun ama entel olmasın.

 Öyle kulağına göbeğine metal şeyler takmasın.
 Hiçbir yerinde dövme olmasın.
 Metal
müzik dinlemesin.
 Evde eğlenmeyi tercih etsin , ama dışarda da eğlenmeyi bilsin
 Cebinde faturalı hat kullansın, ayrıntılı faturası bana gelsin ben ödeyeyim.
 Yoga, solaryum, fitness gibi abuk işlerle uğraşmasın ama kuaföre gitsin, güzellik salonuna gitsin…

 

       Tüm bu özellikleri barındıran , 17 – 25 yaş arası bayan arkadaşlar hepinizden mesaj , mail yada yorum bekliyorum

        Şaka bi yana arkadaşlar evlenecegim kız nasıl birşey olmalı diye düşündügümde  aklıma : Kafasinda evlenilecek kiz modeli diye bir tip olan ve sacinin boyuna, eski sevgilisinin ömrüne, vücudundaki süsüne göre hatun arayan bir adami görünce kosarak uzaklasabilecek kadar kendine deger veren ve kendine yeten, evlenilecek hayirli bir kismet bulmasi gerektigini dusunmeyen yalnizca cok sevdigi icin evlenen bir modeldir. Benim evlenecegim kız tanimlanmaktan ve belli kriterlere uydugu icin sevilmekten hoslanmaz…

        Umarım hepimiz dogru modellerle karşılaşırız…Bol şans…

 

 

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı